ALEVİLER,SUNNİLER VE DERSİM..

Barışı engellemek için “Dersim Katliamı yapılırken kimsenin anaların gözyaşına aldırmadığını” söylemek sonra da “beni eleştirmek istiyorsanız önce Atatürk’e faşist deyin de göreyim bakayım” yaklaşımıyla Mustafa Kemal’i kendine kalkan yapmak, sanırım Türkiye’nin birçok gerçeği birarada görmesine yol açacak.

CHP’li Onur Öymen’in o kısa konuşması, toplumun “bazı gerçekleri görmemek” konusundaki “gizli” anlaşmasını yırtıp atacak.

Öncelikle Atatürk tartışma gündemimize alışılandan daha değişik bir biçimde girecek.

CHP’nin bütün politikasını “Atatürk ne yapmışsa doğru yapmıştır, biz de aynısını yapalım” yaklaşımına dayandırması, Atatürk tartışmalarıyla birlikte ciddi bir sarsıntı geçirecek gibi gözüküyor.

Neşe Düzel’le konuşan Taha Akyol’un büyük bir dürüstlükle anlattığı Atatürk’ün bir sözünü sürmanşette okuyacaksınız.

Bugün “laikliğin” temeli olarak sunulan Atatürk’ün Milli Mücadele sırasında dindarları yanına çekebilmek için “anayasamız Kur’an-ı Kerim’dir” dediğini öğrenmek epeyce CHP’liyi şaşırtacaktır.

Atatürk’ün her yaptığını, her dediğini “bugün de aynen tekrarlamaktan” yana olanlar ve Kürt sorununun çözümü için “Dersim çözümünü” önerenler, Atatürk’ün “bu sözünü” de benimseyecekler mi?

Yoksa Atatürk’ün “bazı” sözleri ve “bazı” uygulamalarını seçip diğerlerini unutacaklar mı?

Eğer Atatürk’ün “bazı sözlerini ve davranışlarını” seçeceklerse, Dersim gibi bir katliamı bugüne “örnek” seçmelerinin gerekçesini “Atatürk öyle yapmıştı demek ki doğru olan oydu” mantığının dışında bir mantıkla anlatmaları gerekecek.

Ya da Atatürk’ün her yaptığını, her söylediğini benimseyerek ciddi bir “şeriat” savunuculuğunu üstlenmeleri gerekecek ki o zaman da “laiklikten” vazgeçmek seçeneğiyle karşılaşacaklar.

İki halde de tutarlılıkları zedelenecek.

Ama bana daha da önemli gelen Alevilerin durumu.

Dersim Katliamı’nı Atatürk’ün yaptırdığını, planlarını bizzat onun hazırladığını unutmak isteyen Aleviler, görmezden gelmek istedikleri bir gerçekle hiç beklenmedik bir anda yüzleşmek zorunda kaldılar.

Bu gerçek, onların “geçmişle” hesaplaşmalarını sancılı bir hale sokacak kaçınılmaz olarak ama bir de bugün var.

Neredeyse kitlevi bir şekilde CHP’ye oy veren Aleviler, bütün tepkilerine rağmen CHP yönetiminin “Dersim Katliamı’na” sahip çıkmasını kendilerine nasıl açıklayacaklar?

CHP yönetiminin, “sen bana mecbursun kardeşim, istersem senin dedelerini öldüren katliamı överim, sen de bir şey yapamazsın” böbürlenmesi Aleviler için kırıcı olmalı.

CHP’nin bu aldırmaz tavrı, bir yandan da Alevilerin “çaresizliğini” ortaya koyuyor.

Şu anda CHP’den ve ordudan başka sığınacak bir güç bulamıyorlar.

CHP “Dersim Katliamı’nı” övüyor, ordu “Alevi andıçları” hazırlıyor.

Sığındıkları yerde de dostluk bulamıyorlar.

Ama oradan başka gidecekleri bir yer de yok.

Esas sorun da bu.

Neden Aleviler, kendilerine karşı yapılan bütün hoyratlıklara rağmen CHP’ye ve orduya mecbur?

Çünkü Sünnilere güvenmiyorlar.

Siyasette Sünni dindarların temsilcisi gibi görünen AKP, geçenlerde Yıldıray Oğur’un olağanüstü güzel yazısında anlattığı gibi Alevilere güven vermiyor.

Güvenmemekte çok mu haksızlar?

Geçmişte Atatürk “Alevi Kürtleri” Türkleştirmek için katliam yaptı, bugün ise Alevileri Sünnileştirmek için çok açıkça söylenmeyen çabalar sürüyor.

Bütün o Alevi açılımlarına, Cumhurbaşkanı Gül’ün bir cemevine gitmesine rağmen Alevilerin güvensizliği sona ermiyor.

Elele verdiklerinde Türkiye’yi değiştirebilecek, demokratikleştirebilecek, özgürleştirebilecek olan iki grup birbirine kuşkuyla bakıyor.

Bu kuşkuyu asıl ortadan kaldırması gereken güç AKP.

Ama yapmıyor.

Hâlâ cemevlerine “ibadethane” statüsü tanınmıyor, hâlâ Alevilerin dinî inançlarına saygı gösterilmiyor, hâlâ Alevilerin çocukları zorla din dersine sokuluyor.

Özgürlük bir bütündür.

Bu ülkede hiçbir din, hiçbir mezhep, hiçbir ırk, hiçbir fikir tek başına özgürleşemez, ya hep birlikte özgürleşirler ya da hep birlikte esir kalırlar.

Aleviler türban özgürlüğünü savunmadan, Sünniler Alevilerin inanç özgürlüğüne sahip çıkmadan, kendi özgürlüklerini sağlayamazlar.

Aleviler, sığındıkları parti tarafından aşağılanmaktan, Sünniler sürekli olarak ordunun baskısı altında kalmaktan ancak elele vererek kurtulabilirler.

Birbirini küçümsemekten vazgeçememek için, birlikte esir olmaya değer mi?

“Değmez” diyen özgürlüğe doğru bir adım atmış olur bence.

AHMET ALTAN

Copyright © 2009 www.ayrimvar.com Yayınlanan içeriklerin sorumluluğu yazarlarına aittir